14 Mart 2013 Perşembe

Göz tansiyonuna dikkat

Unknown | 03:45 | | | | | | | | | | | İlk yorumu siz yazın!

Halk arasında göz tansiyonu ya da karasu olarak da bilinen glokom, geri dönüşü olmayıp görme kaybına neden olan, görme sinirinin kronik ve ilerleyici zedelenmesi ile seyreden bir göz hastalığıdır.

Göz tansiyonuna dikkat!


Dünyada milyonlarca kişide görülen bu hastalığın dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilebildiğini ifade eden Opr. Dr. Hasan Küçükşahin: “Glokom tanısı konduğu zaman, o ana kadar tahrip olan görme hücrelerini canlandırmak mümkün değildir, yapılacak tedavi sağlam görme hücrelerine yöneliktir. Tanı ne kadar erken yapılırsa, o oranda görme sinir lifi ve görme hücresi tahrip edilmekten kurtulur.” diyerek erken teşhisin önemine vurgu yapıyor.
 
Opr. Dr. Küçükşahin, glokomun belirtilerini şu şekilde sıralıyor: “Glokom, sabahları şiddetli baş ağrısı, zaman zaman bulanık görme, geceleri ışıkların etrafında halkalar görülmesi ve televizyon izlerken göz etrafında ağrı gibi belirtilerlede kendini gösterebilir.”
 
GLOKOMDA EN KOLAY TEŞHİS GÖZ TANSİYONU ÖLÇÜMÜ
 
Glokomun teşhisinde birçok yöntemin kullanıldığını belirten Opr. Dr. Küçükşahin, özellikle göz tansiyonu ölçümüne dikkat çekiyor: “Günümüzde, poliklinik muayene şartlarında en kolay ve en hızlı yapılabilen glokom tarama yöntemi göz tansiyonunun ölçülmesidir. Göz tansiyonunun ölçülmesi, kişinin hiç şikayeti olmasa bile glokom şüphesi taşıyıp taşımadığı hakkında çok önemli ipuçları verir. Göz tansiyonu, glokom için önemli bir ipucu olduğu için göz doktoru tarafından ölçülmeli ve rutin göz muayenesinin bir parçası olmalı. 10- 20 mm Hg arasında olan normal göz tansiyonu kişinin görme siniri üzerinde hasar oluşturmayan basınç değeridir. Bu değer bazen normal kabul edilen sınırların içinde, bazen dışında olabilir. Göz tansiyon ölçümünde yüksek bir değerin tespit edilmesi, o kişinin glokom hastası olduğu anlamına da gelmez. Glokom oluşabilmesi için göz tansiyon yüksekliğinin görme sinirini zedelenmesi gerekir.”
 
Glokomun tanı ve takibinde en önemli muayene yöntemlerinden birinin de görme siniri başı muayenesi olduğunu ifade eden Opr. Dr. Küçükşahin, görme siniri başının, hekim tarafından oftalmoskop veya benzeri cihazlar kullanılarak direkt gözlemleme yoluyla ve bilgisayarlı görüntüleme yöntemleri kullanılarak tomografi çekilmesi ile incelenebileceğini belirtiyor. Opr. Dr. Küçükşahin, tüm yöntemlerdeki amacın, görme siniri başında meydana gelen değişiklikleri ortaya koymak ve glokom hasarında zaman içinde oluşabilecek ilerlemeyi izleyebilmek olduğunu, ayrıca görme sinirini oluşturan sinir lifi tabakasının da incelenmesi gerektiğini de aktarıyor.
 
Opr. Dr. Küçükşahin diğer tanı yöntemlerini ise şu şekilde sıralıyor: “Görme alanı, retinadaki görme hücrelerinin hassasiyetinin hasta ifadesine dayalı olarak ortaya konulması ile elde edilir. Perimetri olarak adlandırılan görme alanı muayenesi günümüzde bilgisayarlı otomatik perimetreler kullanılarak yapılıyor. Bu perimetreler ışık uyaranlarını kendileri üretiyor, hasta yanıtlarını değerlendirebiliyor, içinde bulunan normal kişilere ait bulgularla karşılaştırarak yorum yapıyor ve aynı hastada zaman içinde oluşabilecek değişiklikleri izleyebiliyor. Diğer bir tanı yöntemi olan kornea kalınlığının ölçümü ise akimetri olarak bilinir ve özel cihazlarla yapılır. Normal gözlerde merkezi korneanın kanlılığı yaklaşık 530-550 mikron arasıdır. Doğumsal olarak kornea dokusu olması gerekenden kalın olursa ölçülen göz tansiyonu değerleri de olduğundan yüksek çıkar. Bunun tersi de doğrudur, ince kornealı insanlarda göz tansiyonu yanlış olarak düşük ölçülebilir. Bu durum özellikle glokom açısından risktir ve glokomun gizlenmesine, tanının gecikmesine neden olur.”
 
Glokomlu hastaların verilen ilaçları her gün aynı saatte ve doktorun önerdiği şekilde kullanmaları gerektiğini belirten Opr. Dr. Küçükşahin, doktorun programladığı kontrol randevularına uymanın önemli olduğunu çünkü hastalığın ancak düzenli doktor kontrolü altında başarılı olarak tedavi edilebileceğini söylüyor. Ayrıca glokom kalıtsal olabileceği için ailedeki bütün bireylerin düzenli göz muayenesi olması gerektiğine de vurgu yapıyor.
 
Günlük yaşamı etkileyen herhangi bir yan etki durumunda mutlaka doktorla konuşulması gerektiğini ifade eden Opr. Dr. Küçükşahin, göz doktorunun diğer hastalıklar için alınan ilaçlar hakkında uyarılmasını ve göz doktoru dışında başka bir doktora gidildiği zaman, kişinin glokom tedavisi gördüğünü doktora söylemesinin şart olduğuna dikkat çekiyor.
 
GLOKOM İLAÇLARI ÖMÜR BOYU KULLANILMALI
 
Glokom tedavisinde ilaç, lazer ve cerrahi müdahale olmak üzere 3 farklı yöntemin kullanıldığını anlatan Opr. Dr. Küçükşahin: “Glokomlu hastanın göz tansiyonunun, gözdeki sıvının üretimini kısarak ya da bu sıvının çıkışını arttırarak düşürülür. Bu iki yöntem için farklı ilaçlar kullanılır. Her gün belirli aralıklarla alınan glokom ilaçları, hayat boyu kullanılmalı. İlaç tedavisine rağmen hastanın göz tansiyonu düşmüyor ve görme kaybı yaşanıyorsa; çözüm ameliyattır. Göz tansiyonu tedavisindeki lazer ışını ise kronik glokom hastalarında, göz içindeki sıvının dışa çıkışını kolaylaştırır. Bu yöntem süzgeç benzeri dışa akım kanallarına uygulanır. Lazerin göz tansiyonu tedavisindeki bir diğer kullanım alanı ise gözün dış kısmındaki, renkli alanın etrafındaki beyaz bölgeye uygulanmasıdır. Amaç, göz suyunun üretimi azaltmaktır. En son tedavi yöntemi olan ameliyatta ise glokomlu hastanın gözüne ameliyatla, gözün beyaz kısmında dışarıdan görünmeyecek kadar küçük bir delik açılır. Bu delik sayesinde, göz içindeki fazla sıvı dışarı atılır. Ameliyat kesin bir tedavi yöntemi olmasına rağmen tüm hastalarda da başarılı sonuçlar doğurmayabiliyor.” diyerek tedavide kullanılan yöntemlerle ilgili bilgi veriyor.
 
Glokomu etkileyen birçok faktörün bulunduğunu da söyleyen Opr. Dr. Küçükşahin, özellikle yüksek göz tansiyonuna dikkat çekerek göz tansiyonunun yüksek olmasının glokoma yakalanma riskini arttırdığını belirtiyor. Diğer önemli bir faktörün ise yaş olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Küçükşahin, 60 yaşın üstündeki kişilerin hastalığa yakalanma bakımından yüksek risk taşıdığını, ancak glokomun her yaşta görülebileceğini ifade ediyor. Opr. Dr. Küçükşahin diğer belirtilerle ilgili şunları ekliyor: “Ailede glokom öyküsü varsa, glokoma yakalanma riski büyüktür. Yine şeker hastalığı glokoma yakalanma riskini arttırır. Yüksek tansiyon veya kalp hastalığı glokom riskini arttırabilir. Glokoma yakalanma riski miyop kişilerde normallere göre daha fazladır. Gözün ciddi travmaları, gözdeki yapısal anormallikler, retina ayrılması, göz tümörleri, üveit, göze damlatılan kortizonlu damlalar, diğer yollarla alınan kortizon ve geçirilmiş göz ameliyatları glokoma neden olabilir.
Devamını oku ...

6 Mart 2013 Çarşamba

Yağ yakımını hızlandıran yiyecekler nelerdir

Unknown | 00:52 | | | | | | İlk yorumu siz yazın!
 Yağ yakımını hızlandıran yiyecekler nelerdir

Bazı yiyecekler metabolizmayı hızlandırırken yağ yakımını da tetiklemektedir.  Kilo vermek bazı kişiler için  gerçekten zor olabilmekte bu nedenle diyetlerine uygun miktarlarda belirli yiyecekleri ekleyerek bunu hızlandırmak mümkün.

Yağsız et
Protein sindirimi daha geç tamamlandığından zayıflama diyetlerinde yağsız et tüketimi kalori yakımını %5 daha fazla artıracaktır. Ayrıca proteinler yağ ve karbonhidratlara göre daha fazla tokluk hissini artırmakta. Derisi alınmış tavuk, hindi, balık, dana eti kızartılmadan haşlama veya ızgara tercih edilebilir.

Light süt ve süt ürünleri
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki günde 1000-1300mg kalsiyum tüketimi kilo kaybını 2 kat daha fazla artırmaktadır. Kalsiyumun yağ hücrelerini hacmen azaltıcı etkisi olduğu araştırmalarca desteklenmekte. Light yoğurt, süt ve peynirleri tercih edin.

Tam buğday unu ve yulaf
Yüksek oranda lif içermesi ve düşük glisemik indekse sahip olması nedeniyle beyaz unlu mamuller yerine tam buğday unuyla yapılmış ürünleri tüketmek sizi daha fazla tok hissettirecektir. Böylelikle kan şekerinizi daha regüle olacak ve kendinizi daha tok hissedeceksiniz.

Narenciye ve ahududu, böğürtlen
Bu meyveler özellikle C vitamininden ve flavonlardan zengindirler. Flavonlar ise metabolizmayı ve yağ yakımını hızlandırmaktadır. Özellikle spor öncesi tüketilen C vitamininden zengin meyveler yağ yakımını %30 artırmaktadır.

Yeşil çay
En fazla yeşil çayda bulunan kateşin adlı antioksidan maddenin kilo kaybını hızlandırdığı ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, metabolizmayı hızlandırdığı araştırmalarca desteklenmekte. Günde 2-3 fincan yeşil çayı mümkünse limonlu içmeye çalışın.

Kurubaklagiller
Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, soya fasulyesi, bakla, barbunya bitkisel protein içeren ve demirden zengin besinlerdir. Protein olarak etle kıyaslandığında yağ miktarı daha az ve kan şekerini yükseltme etkisi daha düşüktür. Soya ayrıca kolin denilen bir enzimden de zengindir, kolin karaciğerden yağ atımını hızlandırmaktadır.

Yağlı balıklar, fındık, badem, keten tohumu
Yağlı balıklar ve yağlı tohumlar yağ yakımını hızlandıran esansiyel yağ asitlerinden zengindir. Her gün tüketilen 10-15 adet fındık, badem, ceviz, 1 yemek kaşığı kadar salata, çorba, yemek veya yoğurdunuza katabileceğiniz keten tohumu ve haftada en az 2 kez tüketilen balık sağlıklı bir zayıflama programı ile beraber kilo kaybını hızlandırmaktadır. Balığın özellikle kadınlarda leptin seviyesini dengelediği de bilinmektedir. Leptin, iştahı baskılayan, insulin salınımını etkileyen bir hormondur.

Tarçın
Günde tüketilen yarım çay kaşığı kadar tarçının en başta şekeri dengelediği artık bilinmekte, bunun yanı sıra tarçın tükettiğiniz yiyeceklerin yağa dönüşümünü de azaltmaktadır. Tarçını tek başına tüketmek biraz zor olabilir, günlük tüketmeniz gereken süt veya yoğurt içerisine katarak daha rahat tüketebilirsiniz.

Acı biber
Acı biber içerisinde bulunan kapsaisin adlı madde metabolizmayı %23 hızlandırmaktadır. Günlük aynı kaloriyi alıp ama yemeklerine acı biber ilave edenlerin etmeyenlere göre daha hızlı kilo verdiği yapılan araştırmalarca da desteklenmekte.

Köri ve hardal
Hardal ve köri yağın depolanmasını azaltıp, kan şekerini dengelemektedir. Salata veya sandviçlerinize yağ yerine ilave edebilirsiniz. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

Zencefil ve sarımsak
Zencefil ve sarımsak vücutta vazodilatör olarak etki gösterir yani damarları genişletip vücut ısısını artırmaktadır. Böylelikle metabolizmayı da %20 civarında hızlandırabilmektedir.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın
Devamını oku ...

26 Şubat 2013 Salı

Mayalı besinler size kilo aldırabilir

Unknown | 23:11 | İlk yorumu siz yazın!


Gıda alerji testi yaptıran çoğu kişinin sonuçlarında mayaya karşı hassasiyet çıkıyor. Toplum olarak mayalı besinleri yüzyıllardır tüketiyoruz ama maya alerjisi olan kişilerde mayalı besinler kilo aldıran yiyeceklerin de başında geliyor.

Alkollü içkilerin fermentasyonundan günlük olarak tükettiğimiz birçok besin içerisinde maya bulunmaktadır; ekmekler, galeta unu, peynir, yoğurt, kefir, ayran, krema, etsuyu tabletleri, hazır salata sosları, malt içeren içecekler, hamur işleri, kurabiye, simit, turşu, sirke, mayonez, ketçap, üzüm, konserve besinler, kurutulmuş meyveler, mantar dahi maya içerebilen besinlerdendir.

Mayalı besinlere karşı hassasiyetten şikayetçi iseniz sürekli şişkinlik hali, baş dönmesi, yorgunluk, gözlerde sulanma, mide ekşimesi, bulantı, cilt döküntüleri oluşabilir.

Maya içeriğinde birçok vitamin ve mineralin yanı sıra protein içeriği de oldukça zengindir. Enerji metabolizmanızı hızlandırır ama mayaya karşı hassasiyet varsa bazı yiyecekleri sırasıyla beslenmenizden çıkararak belirleyebilirsiniz.

Şeker ve şekerli besinler mayanın üremesini artıracağından mayaya hassasiyeti olanların şeker ve şekerli besinlerden uzak durmalıdırlar.

Eğer tükettiğiniz sebze veya meyve uzun süre sıcak veya küflü bir ortamda kaldıysa, küflü bir besine temas ettiyse içinde maya bulunabilir. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

Ambalajı açılmış meyve veya sebze suyu birkaç gün buzdolabında beklese dahi içinde yine maya bulunabilir.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın
Devamını oku ...

23 Şubat 2013 Cumartesi

İdrar testinize dikkat edilmesi gerekenler

Unknown | 10:13 | | | | | | İlk yorumu siz yazın!

Sistit ya da herhangi bir enfeksiyon şikayetiniz yok; ancak rutin kontrollerinizde yaptırdığınız idrar testlerinde iltihap çıkıyorsa bunu dikkate almanızda fayda var.


İdrar testinize dikkat!

Herhangi bir şikayet olmamasına rağmen idrar testlerinde çıkan iltihabın nedenini Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Fatma Kural Aydın’a sorduk…
 
Kadınlarda üretra adı verilen mesane çıkışının anatomik olarak kısa olması nedeniyle özellikle E.coli kaynaklı sistit ve diğer üriner sistem enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Fatma Kural Aydın; ‘Kadınlar bu tür enfeksiyonlara daha yatkındırlar. Üriner sistem enfeksiyonlarında genellikle idrarda yanma, sık idrara çıkma, kasıklarda ağrı gibi belirtiler olur. Bu belirtiler yoksa ve check up gibi başka nedenlerle yaptırdığınız tetkiklerde ağrı olmamasına rağmen idrarınızda iltihap saptanıyorsa kesinlikle ihmal etmeyin. Bu tüberküloz ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insandan insana bulaşır. Kaynak; bu hastalıkları hiçbir semptom olmadan taşıyıcı olarak ürogenital sistemlerinde taşıyan insanlardır. Yani bir kişide cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni saptandığında bu hastalık en az bir kişide daha var anlamına gelir. Bazen bu durumlar kadınlarda rahim ağzı iltihabına neden olarak renkli ve kokulu akıntıya yol açarak; hiçbir bulgu olmadan bu tür mikroplar için taşıyıcılık gelişip partnerin tekrar tekrar enfeksiyon kapmasına sebep olabilir. Bundan dolayı da kişilere bu tür hastalıkların tanısı konduğunda mutlaka partnerleri ile birlikte tedavi edilmelidirler. Tanılar rutin idrar kültürleri değil özel idrar kültürlerinde saptanır. Bu nedenle herhangi bir testte idrarda iltihap saptanması durumunda mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar kültürü, vajen kültürü gibi ek tetkikler yapılmalı, iltihaba neden olan bir bakteri olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu nedenle idrar tahlilinizde iltihap çıkarsa mutlaka hekiminize başvurarak ek tetkikleri yaptırın ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.’ açıklamasında bulundu.
Devamını oku ...

20 Şubat 2013 Çarşamba

Erkekler de varis neden oluşur nasıl tedavi edilir öneriler

Unknown | 00:27 | | | | | | | | | | | | | | | | İlk yorumu siz yazın!

Bacaklarda damarlarda belirginleşme, ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi belirtileriyle ortaya çıkan varislerin görülme sıklığı erkeklere göre daha yüksek.


Erkekler de varisten dertli!

Kadınlarda geçirilen gebelikler, gebeliklerin sayısı ve hormonal nedenler varis oluşma riskini artırıyor. Kadınların az spor yapması da bu riski artırıyor. Kadınların sıklıkla kullandığı hatta vazgeçemediği topuklu ayakkabılar da varis riskini artırıyor.
 
Çalışan kadınlar daha erken doktora başvuruyor
 
İster çalışan kadın olsun ister ev kadını, durağan yaşam içinde olanlarda varis daha fazla görülüyor. Bu nedenle ofiste masa başı iş yapan veya işi sırasında uzun süre ayakta durmak zorunda kalan kadınlarda varis görülme riski artıyor. Örneğin öğretmenlik, tezgahtarlık, kuaförlük yapan kişiler bu açıdan yüksek riskli meslek grubuna giriyor. Ev kadınları ile karşılaştırıldığında çalışan kadınların biraz daha erken doktora başvuruyor. Kozmetik problem çalışan kadın için biraz daha ön planda. Ev kadınları genel olarak ağrı ve şişlik şikayetiyle geliyor ve biraz daha ileri evrede doktora başvuruyor.
 
Erkeklerde neden varis artıyor? 
 
•Apple-tab-span" style="white-space:pre"> Sporun ve yürüyüşün daha az yapılması nedeniyle erkekler de artık varis sorunuyla daha sık karşılaşıyor. 
• Evden işe giderken en fazla arabaya, otobüse veya toplu taşıma araçlarına kadar yürüyoruz. Günlük yürüyüş mesafemiz 500 metre en fazla bir kilometreyle sınırlı.
• Fast-food yeme alışkanlıkları da artış gösteriyor. Özellikle kilo endişesi taşımayan erkekler düzensiz ve sağlıksız beslenme modelleri ile her gün kilo alıyor. 
• Yeni çalışma ortamları da hareketten uzak bir yaşam tarzı oluşturmaya başladı. Artık erkekler de iş hayatlarında eskisine oranla daha az fiziki güç kullanıyor, oturarak veya hareketsiz ofis ortamlarında çalışıyor. Hareket edemediği için hem kilo alıyor hem de bacak kasları zayıflıyor, böylece varis riski artıyor. 
 
Kadınlar partnerini doktora götürmeli
 
Erkekler kadınlara göre daha geç doktora başvuruyor. Bu problem kozmetiği çoğunlukla ikinci plana atmalarından kaynaklanıyor. Varisler çok belirginleştiğinde veya ciltte renk değişiklikleri olduğu zaman doktora başvuruyorlar. Bu yüzden kadınlar eşlerinin veya erkek arkadaşlarının bacaklarını da takip etmeliler. Tedavileri için uyarılarda bulanmalı hatta onları cerraha getirmeliler.
 
Varisi önlemek için
 
•         Uzun süre oturarak da olsa, ayakta da olsa hareketsiz kalmayın.
•         Uzun süre bacak bacak üstüne atmış şekilde oturmayın.
•         Ağır kaldırmayın.
•         Bol su için ve fast food’dan kaçının.
•         Kilo almamaya özen gösterin.
•         Varis çorabı kullanın.
•         Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın.
•         Çok dar pantolonlar giymeyin.
•         Aşırı sıcak suyla banyo yapmayın. 
•         Bol yürüyüş yapın, spor yapın.
•         Futbol, voleybol, basketbol gibi ani hareketler yapmanızı sağlayacak sporlar yerine yürüme, koşu ve yüzme gibi sporları tercih edin.
 
Tedavi nasıl yapılıyor?
 
Varis tedavisinde öncelikle toplardamarlarda yetersizlik varlığı araştırılır ve varsa düzeyi belirlenir. Bacaklarımızda toplardamarlardaki kan akışı her zaman ayaktan kalbe doğru, tek yönde olmalıdır. Bunu sağlayan birkaç mekanizma vardır. Bunlardan biri göğüs kafesimiz içindeki negatif basınç, diğeri de bacaklarımızdaki kasların kasılıp damarları sıkıştırması ve kanı yukarı pompalamasıdır. Buna bacak kas pompası diyoruz. Bacaktaki kas pompasının yüzde 80’ini baldır kas kasları,  yüzde 20’sini uyluk kasları oluşturur. Burada en etkin mekanizma baldır kasları üzerinden işler. Yürürken ya da hareket ederken kas kasılmasıyla damarlar sıkıştırılır ve kan yukarı pompalanır. Ancak ayakta sabit durduğumuzda veya oturduğumuzda yer çekiminin etkisiyle kan aşağı doğru gitme eğilimi gösterir. Bunun önüne geçebilmek için damarlarımızın önünde ufak kapakçıklar vardır. Özellikle kasık altından başlayarak ayağa doğru gittiğimizde bu kapakçıklar sayısal olarak da artar. Bu kapakçıkların biri de, birkaçı da tümü de hastalıklı olabilir. Doppler ultrasonografi ile biz bu kapakçıkları değerlendiriyor ve kapakçık yetersizliği nedeni ile oluşan kanı geri kaçışı nereden nereye kadar devam ediyor sorusuna yanıt arıyoruz. Yetersiz olduğu zaman ve olmadığı zaman varise yaklaşım farklılık gösterir.
Devamını oku ...

18 Şubat 2013 Pazartesi

Cildim yağlı ama neden kuru?

Unknown | 12:51 | | | | İlk yorumu siz yazın!



CİLDİM YAĞLI, AMA NEDEN KURU ?
                     DİYE  BİR SORU VARDIR ?

Cildimiz yaşayan bir organdır. Zaman içinde psikolojik ve kimyasal etkenlerden dolayı örneğin ( iklim değişiklikleri sıcak, soğuk, güneş ışınları, çevre kirliliği, yanlış beslenme ) gibi olumsuzluklar cildin değişen reaksiyonlarına karşı  uzun zamandır dikkate alınmadı !
Cilt sorunu yaşayan kişilerin, acaba cildime ne kullanabilirim, ne uygulatabilirim gibi soruları çoğaldı ???
Deteya indiğimiz zaman son yıllarda, cilt psikolojisi diye bir kavram kazanıldı. Günümüzde cildimizin, doğal yapısını korumak sorun varsa onları gidermek üzere dinamik cilt bakım programları gelişti.

Eskiden, genel kavram olarak bildiğimiz ve klasikleşmiş cilt yapıları, normal cilt ,karma cilt, yağlı cilt, kuru cilt olarak tanımlanırdı.
Güncel, değişen zaman içinde çevre kirlenmesi ve kimyasallardan, biz insanlar olumsuz şekilde etkiledik. Özellikle en çok etkilenen kuşkusuz cildimiz oldu. Cildimizin yapısı bozularak değişik cilt formları türedi . Bu doğrultuda cilt tipleri ve formlarına yönelik bakım kozmetikleri devreye girdi.
GÜNCEL CİLT SORUNLARININ NEDENLERİ
Sıralamada ; genetik etken, içsel etken, dışsal etkenler var.
Cilt yapılarının değişme nedenine gelince, cildimiz genetik etkenlerin yanı sıra en çok içsel etkenlere örnek ; hormonel sorunlar, stres, yanlış beslenme, ilaç kullanımı .
Dışsal etkenlere örnek ; iklim değişimi sıcak, soğuk, çevre kirliliği, kapalı ortamlardaki klimalar. Cilt yapılarının değişmesi, bozulmasının nedenleri olarak sıralayabiliriz.

GÜNCEL CİLT TİPLERİ , FORMLARI

Yağlı – kuru – hassas : Üç cilt tipi bir arada ( Sebore Sicca ) yağlı, kuru, nemsiz, hassas cilt.
Yağlı – hafif nemli: iki cilt tipi bir arada ( Sebore Oleosa ) çok yağlı cilt.
Normal cilt: yağ, nem dengelenmiş bakımlı cilt tipidir.
Güncel çalışmalarda en çok duyduğumuz soru? Cildim yağlı neden kuru? ve sorular devam ediyor, cildime uygun hangi kozmetik ürünü kullanabilir ve bakımları uygulatabilirim?
Günümüzde görülen cilt yapısı, cilt fonksiyonların bozulmasıdır. Yağlı cilt yapısından ekstrem kuru cilt yapısına dönüşmesinin nedeni, uzun süren güneş banyoları, solaryum, yanlış kozmetik kullanımı veya çok derin uygulanan akne tedavileri. Cildin kurumasına, sertleşmesine ve hassaslaşmasına neden olur. Yağlı, kuru ve hassas ,üç cilt tipi bir arada, en zor cilt formunu alır.
Yağlı, kuru, hassas cilt yapısına yönelik, başarılı bir kozmetik bakımı ve bakımları uygulayabilmek için detaylı cilt analizi oldukça önemlidir. Kullanılan kozmetik ürünleri veya kozmetiksel yoğun bakım yöntemleri, cilt yapısının bir kısmına iyi gelirken diğer kısmına tahriş edici olabilir, dolayısıyla cilt yağ, nem ve hassasiyetine yönelik kendine özgün ürünler ve uygulanacak yöntemlere ihtiyaç duyar.
CİLT FONKSİYONLARINI DENGELEYİCİ BAKIMLAR

Ev bakımında: Vitamin A, Ceramide, Mecadamia etken maddeler içeren '' Pure Vitamin A Power Serum'' cilt dostu olan vitamin A cildin yağ, nem ve kuruluğu dengeleyici özelliğe sahiptir.
Temizlemede: Alantoin, Panthenol, Glycerin etken madde içerikli temizleme köpüğü cildin nemlenmesiyle koruyarak derinlemesine temizleme sağlanır.
AloeVera, Hyaluronicacit içeren '' FaceTonic '' le cilt tazelenerek sakinleştirilir.

PROFESYONEL YOĞUN BAKIMLARDA

BİO HEATİNG MASK: Cilt fonksiyonlarını dengeleyerek, cildi hızlı şekilde tazeleyip yenileme özelliğine sahiptir.
MASK POWER ENZYM PEELİNG:Yosun ve Papaya ekstreleri,ciltte sert tabakayı yumuşatarak komedon ve lekeler için özen yoğun bakım.
ALGE OF MASK:Kuru ve hassas ciltlere, derin okyonuslardan elde edilen kırmızı, kahve rengi yosunlar ile ciltte oluşan kuruluk ve hassasiyeti dengeleyen yoğun bakım.
DIAMANT-MİCRO DERMABRASİON:Cilt problemlerine yönelik en yeni metod, leke, iz, deri sertliğini yenileyen, cildi minimal soyan yöntem.
Size bu hafta'da güncel fakat bir okadar zor olan cilt yapısından bilgi aktardım !!!

Sağlıklı güzel günler dileğiile
Int. Dipl. Kozmetisyen
Nesrin SÜRER
Devamını oku ...

17 Şubat 2013 Pazar

Cilt lekelerine kesin çözüm: Buz terapisi

Unknown | 01:58 | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | İlk yorumu siz yazın!

Ciltteki lekeler ve izler hepimizin ortak sorunu.


Cilt lekelerine kesin çözüm: Buz terapisi!


 En küçüğünün bile moralimizi bozmaya yettiği, psikolojimizi etkileyen, doğuştan ya da sonradan oluşan cilt lekelerine kesin çözüm buz mucizesinden geldi. Medikal Estetik Uzman Suna Dinç’ in uyguladığı Buz Terapisi ile güneş lekelerinden çillere, yanık lekelerinden sivilce izlerine kadar pek çok cilt sorunu tek seansta son buluyor. Yöntem Türkiye’ de en önemli cilt problemlerinden olan Jilet izleri, Keloit, Ameliyat izleri, Hemanjiom gibi sorunlardan da kısa sürede kurtulmayı sağlıyor. İşte Buz Terapisine yönelik tüm detaylar; 
 
Ice therapy ( Buz terapisi ) Nedir? 
 
Sağlık sektöründe gelişen teknoloji ve Ar-Ge çalışmaları ile yenilenen son jenerasyon Ice Therapy cihaz, cilt lekelerine ve izlerine daha kısa sürede kesin çözüm sunmaktadır. Ice Therapy cihazı havadan aldığı oksijeni ve nemi cildin tanısına göre belirli soğukluğa ulaştırarak buz kristalleri elde eder. Buz kristalleri cilt altındaki kolajenleri aktif hale getirir, cildin alt tabakasını iyileştirir, üst tabakasının kuruyup dökülmesini, alttan yeni ve sağlıklı bir cilt gelmesini sağlar. Cilde kesinlikle herhangi bir zarar vermeden, her probleme göre farklı başlıklar ile cildi  kristalizasyon yöntemi ile yeniler. Buz Terapisi sisteminin herhangi bir yan etkisi olmadığı gibi yaş sınırı da yoktur. 40 günlük bebeklerde dahi rahatlıkla uygulanabilir. Yeni doğan bebeklerde en sık karşılaştığımız cilt problemi Hemanjiomlardır.
 
Hangi cilt sorunlarına uygulanır? 
 
• Güneş lekeleri ve çiller
• Ameliyat izleri ve Keloit
• Jilet izleri
• Yaşlılık lekeleri
• Yanık izleri
• Et benleri ve siğiller
• Sivilce izleri
• Doğum lekeleri ( Hemanjiom )
• Vücut çatlakları
• Vitiligo
• Saç kıran hastalığı
 
Uygulama nasıl yapılır?
 
Uygulamaya başlamadan önce cilt yapısının tespiti için test yapılır. Testin sonucuna ve cilt yapısına göre dereceler seçilir. Çil, güneş lekeleri ve yaşlılık lekeleri ortalama 1 ile 3 seans arasında son bulurken; jilet izleri ameliyat izleri gibi daha derin cilt problemleri 3 ile 18 seans arasında sürmektedir.
 
Buz Terapisi’nin seans aralıkları ; cilt problemi yüzde ise haftada bir, vücutta ise iki haftada birdir.
 
Kimler bu yöntemden faydalanabilir? 
 
40 gününü  doldurmuş bebekler ve hamileler dahil her yaş grubu bu yöntemden faydalanabilir. Ayrıca kadınlar kadar erkekler de pürüzsüz bir cilde sahip olmak için bu yöntemi tercih edenler arasında yer alıyor. 
 
Hangi bölgelerde uygulanabilir? 
 
Başta yüz ve eller olmak üzere tüm vücuda hatta gözaltına  uygulanabiliyor.
 
Hangi cilt sorunu ne kadarlık bir terapi sürecinden geçiyor? 
 
• Güneş Lekeleri, Çiller ve Yaşlılık Lekeleri 
Cilt yüzeyine en yakın derinin en üst katmanı olan epidermiste  yer alan güneş lekeleri, çiller ve yaşlılık lekeleri tek seansta sonuç verirken daha derin lekeler 1 ile 3 seans arası sürüyor. 
• Jilet izleri 
Duygusal açıdan mutsuz ve ümitsiz hissedilen durumlarda, ailevi sorunlarda, ikili ilişkilerde, eğitim hayatında yaşanan problemler nedeniyle depresyon dönemlerindeki kişiler istemeden de olsa bir anlık hata sonucu kendilerine jilet ya da benzeri kesici aletlerle zarar verebilir. Genellikle kollarda yer alan sosyal hayat ile eğitim ve ikili ilişkilerde kişilere rahatsızlık veren jilet izlerinin tedavisinde Buz Terapisi sistemi ile yüz güldüren sonuçlar alıyoruz. Buz Terapisi sistemi günümüzde Jilet izlerinde kullanılan en iyi yöntemlerden birisidir. Seansların süresi izlerin derinliğine ve yoğunluğuna göre 3 ile 25 seans arasında değişiyor. İnce çizgiler ortalama 3 ile 7 seans arası sürerken, derin ve keloitleşmiş çizgiler 7 ile 25 seans arası sürüyor.
• Akne ve Sivilce izleri 
Sivilce oluşumundan sonra kalan izler ve lekeler ciltteki problemin derinliğine göre ortalama 3 ile 7 seans arası sürüyor.
• Vücut çatlakları 
Vücut çatlaklarının hangi bölgede olduğunun önemi olmaksızın ortalama 3 - 18 seans arası Buz Terapisi uyguluyoruz. Yırtık problemlerinde de tedavi süreci 28 seansa kadar sürebiliyor. 
• Ameliyat izleri ve Keloit
Cildin alt katmanında dahi olsa özel bir uygulamayla buz kristalleri  kötü iyileşmiş skar dokusuna ulaşır. Alttaki doku yenilenerek üstteki dokunun kabuklanıp dökülmesini yeni ve sağlıklı bir cilt oluşmasını sağlar. Her seansta izlerdeki iyileşme süreci gözlemlenir. Ameliyat izi ve keloit probleminde Buz Terapisi sistemi ile net sonu alabilmek için ortalama 7-18 seans arası uygulama yapılmalıdır. 
• Hemanjiom
Hemajiomların yaklaşık %30’u doğumla birlikte ortaya çıkarken %70’lik kısım ise doğumdan sonraki ilk hafta ile dört haftalık süreç içinde görünür. Hemajiomlar’ın yaklaşık %83’ü  baş ve boyun bölgesinde oluşur. Başlangıçta mavimsi veya kırmızı lekeler olarak görünür ve nadir olarak doğumda büyümesini tamamlamıştır. Yüzeysel ve kırmızı renkli hemanjiom çeşidine yüzeysel, cildin daha derininde ve mavi renkli türüne derin hemanjiom denir. Aynı zamanda hemanjiomlar hareketli ve hareketsiz olarak ikiye ayrılır. Doğru uygulama için teşhis çok önemlidir. Buz Terapisi sistemiyle hareketsiz  Hemanjiomlara 3 ile 20 seans arasında uygulama yapıyoruz.
• Vitiligo 
Vitiligo deriye renk veren maddenin (pigment) kaybı nedeniyle, cildin beyazlaşması ile seyreden bir hastalıktır. Vitiligo vücudun herhangi bir yerinde aniden oluşabilir. Günümüzde hala nedeni belli olmayan cilt problemlerindendir. En sık olarak yüz, dudak, el, kol, dirsek ve bacaklarda görülür. Buzlu terapi sistemimizle vitiligolu olan bölgeye test amaçlı bir uygulama yapılır. Bir ay sonra cildin melanin hücrelerinin gelişimi gözlenir. Test sonucu olumlu olan Vitiligo problemlerinden ortalama 1 ile 3 seans arasında sonuç alınır.
• Yanık izleri 
Yanık sonrasında kalan izler çoğu kişiyi hem estetik hem psikolojik açıdan rahatsız etmekle birlikte iş , ilişki, eğitim hayatında problemler yaşamalarına neden olur.
Türkiye’ de en sık karşılaşılan yanık vakaları arasında özellikle çaydanlığın içindeki kaynar suyun bir hata sonucu çocuklarda yarattığı doku tahribatıdır. “Çocuğumda iz kalır mı ?” sorusu ailelerin en çok merak ettiği konudur.
Çocuklarda ve yetişkinlerde kaynar su, sıcak süt, kızgın yağ, ateş , elektrik , soba ve lazer yanıkları da en çok karşılaştığımız yanık vakalarıdır.
Her ne şekilde olursa olsun yanık izleri kişilerin ve ailelerin hayat boyu pişmanlık duymasına neden olan çok üzücü durumlardır.
Buz Terapisi sisteminin herhangi bir yan etkisinin bulunmaması bu yöntemi çocuklarda da rahatlıkla uygulamamızı sağlıyor. Bu durumda yanıkların dereceleri bizim için önem taşıyor. Yanık vakaları derinliklerine bağlı olarak 1.derece, 2.derece ve 3.derece yanık olmak üzere gruplara ayrılır.
 
1. Derece Yanıklar: Hafif yanıklar olup derinin birinci katmanında, epidermis bölgesinde oluşur. Bu tip yanıklardan sonra oluşan izler ve lekeler Buz Terapisi sistemi ile ortalama 1 ile 7 seans arasında tedavi edilmektedir.
 
2. Derece Yanıklar: Derinin birinci katmanı (epidermis) ve ikinci katmanı (dermis) yanmıştır. Bu tip yanıklarda izlerinin yanı sıra genellikle keloit oluşması da görülür. 2.derece yanık izleri ve keloitler ise ortalama 3 ile 18 seans arasında Buz Terapisi sistemi uygulanır.
 
3. Derece Yanıklar: En ağır ve derin yanıklardır. Deri dokusu, adaleler, hatta kemiğe kadar yanmalar oluşabilir. Ağır yanıklar sadece cildi ve deriyi değil tüm organizmayı etkiler. 
 
Uygulama sonrası kişi normal yaşantısına ne zaman döner? 
Kişi normal yaşantısına hemen döner. Aynı gün banyo yapabilir. 1 haftalık hafif bir kabuklanma dönemi yaşanır bu dönemde de bayanlar rahatlıkla makyajını yapabilir. 
 
Uygulama her mevsim yapılabilir mi? 
Buz Terapisi sisteminde en iyi ve net sonucu alabilmek için yaz aylarında uygula yapılmaz. 
 
Uygulama sonrası lekeler ve izler geri döner mi?
Ice Therapy sistemi ile uygulama yapılan bölgelerde cilt lekeleri geri dönüşüm yapmaz.
Uygulama kim tarafından yapılmaktadır?
Türkiye’ deki tek yetkili Buz Terapisi Uzman ve Eğitmeni Suna Dinç’in tarafından yapılmaktadır.
Devamını oku ...
Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

Search

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı